Pazar, Ağustos 9, 2007 - Yağmurlu bir akşam
bir anımızı paylaşmak istiyorum. uzun zaman oldu böyle şeyler yazmayalı
çok rezil ama bir o kadar da eğlenceli bir akşamdı. 
babaannemleri ramazan umresi için bu akşam yolcu edecektik. babam şehir dışında olduğu için şehir meydanına kendi imkanlarımızla gitmek zorundayız.
annemin hava tahminlerinden yola çıkarak şemsiye aldık.. rmys nin eline tutuşturunca şemsiyeleri bari boşuna taşımış olmayayım düşüncesiyle ihtimal vermeyerek "inşAllah yağmur yağar" dedi. 
ben dedim gecenin bu vakti otobüse binelim. ama yok dediler zaten kalabalıktır her yer. yola düştük. meydana ulaşmak üzereydik ki bir rüzgardır esti. tozlar uçuşup gözümüze ağzımıza doldular, resmen kum çiğniyorduk.
yağmur yağsa da şu rüzgar biraz hafiflese diye düşünürken yağmur atıştırmaya başladı. bu arada biz umrecilerin ve el sallayıcıların olduğu yere geldik.
tur görevlileri tören alanında dua için ses düzeneği filan ayarlıyorlar ama bu arada hem yağmur atıştırıyor hem rüzgar esiyor. akrabalarımız yanımızdan geçip gidiyor ama bizi gören yok, herkes kendi başının derdine düşmüş.
sonunda yağmur rüzgara galip geldi ve bardaktan boşanırcasına tabirini ezmeye çalışırcasına gökten inmeye başladı. tabii kimse duayı beklemez bu durumda. herkes otobüse koşmaya başladı. elektrikler gitti, ortalık karardı.
umreciler otobüse bindiler ama biiz anneme dedim şemsiyeyi verir misin. o da az önce birinin şemsiyesinin rüzgarda döndüğünü, o yüzden açmamamı söyledi. ben de hayatımda şemsiyem hiç ters dönmedi bi deneyeyim bakayım dedim. ama ters dönmesine fırsat bırakacak kadar bile tutamadım elimde. ya ben ya o uçacaktı, rmys nin eline tutuşturdum
dedem ve kardeşi otobüse binmişlerdi, bi "Allah a ismarladık diyebildik" ama babaannem arabadaymış yağmurdan korunmak için. babaannemi beklerken yağmurun çok güzel yağdğına ve biraz ıslanmak istediğime karar verdim. annemlerin şemsiyesinin altından çıktım. ve resmen sudan çıkmış balık vaziyetleri..
babaannemle de görüşebilmek için uzuuun zaman gelmesini bekledik. sadece bakışabildik ve o da bindi. biz koşa koşa otobüs durağına gittik. kardeşim yanımda diyor "ya ben bağırıyorum sanırım, kimse yok de mi etrafta"
otobüs de bizi bekliyor gibi duruyordu oracıkta. bindik.. eminim 5 kişinin üstlerinden sular damlatarak otobüse binmesi garip bir durumdu ama iyiki akşamdı..
otobüsten indikten sonra karşıdan bir teyzeyle bir kız elele tutuşmuş koşuyorlardı. türk filmlerindeki gibi ağır çekimde ve ceketleri arkalarında uçar vaziyette. içimden geçenler büyük cümleler halinde bu durumu garipser nitelikte olmasa da biraz garipsediğimi itiraf etmeliym.
evin önündeki caddeye dönünce ve içerisinde ortalık yerde adam öldürülen internet cafe yi geçtikten sonra, {böyle bir şey mümkünse} daha fazla ıslanmamak için küçük kardeşimin de rüzgardan uçmaması için elinden tutarak koşar vaziyette bulduğum sırada az önce kendisini garipsediğim teyzem geldi aklıma.. hey be dedim.. Allah ne büyük!! işte böyle tokatı vuruyor yüzüne...
eve gelince de hatıra fotoğrafı çekindik. hala ıpıslakım 
el-Katibe:FuNgI
bir de nyphadora nın gözleminden bakalım:
hayatımda hiç böyle bir manzaraya şahit olmamıştım. bu komikliğe eş değer olabilcek bişey varsa o da geçenlerde gittiğim konserde salonun kapasitesinin 5 katı insanın içeri girmeye çalıştığı sırada yaşanan izdihamdır.
FuNgI nin anlattığı gibi herşey normal başladı. yağmur yağmasını umarak yürürken kardeşim "ben bu meydanı çok seviyorum yaa" diyip duruyordu. ama malesef ki meydana geldiğimizde o çok sevdiğimiz manzarayı göremedik. çünkü hem kaçan tozlar gözlerimizi yapıştırmıştı hem de toz bulutları yüzünden ışıklardan başka bir şey görünmüyordu. Süper bi manzaraydı bir yanda da yapılacak duayı beklerken uçuşan insanlar, sonra bastıran yağmur, sık sık gidip gelen elektirikle 100e yakın lambanın bir anda sönmesi, ardından birisi elinde püfür vamış da lambaları dumbledore misali yakıyormuş gibi tek tek yanmaları, duayı unutmuş otobüse doluşan insanlar, arada karşımıza çıkan tanıdıklar, yağmurun yere çarpanken çıkardığı gürültü, gürültüden dolayı bağıran insanlar, yüzümü sildikçe elime gelen kumlar, giysilerime biriken kilalarca suyun ağırlığı, çaktığı zaman bütün göğü kaplayarak izlenilesi bir manzara oluşturan şimşekler, elektrik gittiği zamanlarda görülen yerden sıçrayıp fotoğafı çekilesi halde çoşan yağmur suları... nerde olduğumu ne yaptığımı etrafımda neler olduğunu anlayabilecek durumda olmasam bile süper bir manzaraydı
bu arada insanlar bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı, FuNgI amcamı arıyordu ama nolduğunu anlamadım.
eve gitmeye başladığımızda da nolduğunu anlamadım diğerlerinin peşine takıldım koşturmaya başladım elimdeki şemsiyeyi önümde tutmazsam ters döndüğü için önümü göremiyor olmamın duruma hiç faydası olmadı hani. bir yandan da öndekilere bağırıyorum "bari yanımdan koşun böyle tek başıma daha komik görünüyorum" yani biz kendimizden geçmiş vaziyette olsak da insanlar arabalarında kuru oldukları için eminim çok komiktik.
sonra orda bi otobüs belirdi. binip oturduğumuzda baktım da (normalde şemsiyeden dolayı yarım metreden fazlasını göremiyordum) duraktan çoook uzakta bi yerde binmişiz.
evin önündeki yola geldiğimizde düşünmeden edemedim. "yarım saat önce bu yolda yürürken inşAllah yağmur yağar derken dönüşümüzün sulu sepken olacağını hiç düşünemezdim"
rutin günlerimin içinde böyle bir macera iyi geldi, hala iliklerime kadar üşüyor olmama rağmen |
|
|
|